Bir Göze Karşılık Beşyüz Yıl İbadet

Bir Göze Karşılık Beşyüz Yıl İbadet

  • 25.04.2018 9:39:57
No icon

İki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) anlatıyor:

Arkadaşlar, az önce yanımdan ayrılan Cebrail (a.s.) “Ey Muhammedi Seni insanlığa aydınlık yolu göstermek üzere hak Peygamber olarak gönderen Allah’a and olsun ki” diye söze başlayarak bana şu ibret dolu olayı nakletti:

Vakti zamanında bir mümin dünyadan el-etek çekerek deniz ortasında ıssız bir adaya yerleşir. Burada insanlardan ve dünyalık işlerden uzak, ibadet etmeye koyulur. Bir süre ibadet ettikten sonra acıkmaya ve susamaya başlar. Ama nerede? Adada yalçın kayalarla, kıyıyı döven azgın acı deniz suyundan ve bir de kendisinden başka bir nesne yoktur.

Günler haftaları, haftalar da ayları kovalarken âbid kişi gittikçe güç ve takatten düşmeye başlar. Bu arada benzi solan, yüzü sararan âbid ibadetlerinin ardından durmadan, “Rabbim, bana yiyecek ve içecek bir şeyler ihsan et ki, ibâdet etme gücümü kaybetmeyeyim” diye Allah’a yalvarıp yakarır.

Günlerden bir gün kudretine nihayet olmayan Allah (c.c.) yalçın kayalar arasından buz gibi soğuk, şerbet gibi tatlı bir kaynak fışkırtarak, etrafında da kor gibi narlarıyla boy salmış koca bir nar ağacını dalgalandırarak O’nun bu dileğini yerine getirir.

Artık bütün gün ibadet ettikten sonra kaynağın başına iner, nar ağacından tek narını koparıp yer ve abdestini alarak tekrar namaz kılmaya koyulur. Namazlarının ardından da, “Ey rabbim! Canımı secde ederken al, beni öldürüp de cesedimi toprak içinde çürütme, beni kıyamete kadar secde etmekten mahrum bırakma” diye dua eder.

Bu böyle tam beşyüz yıl sürüp gider. Nihayet bir gün yüce Allah (c.c.), dileğine uygun şekilde ruhunu teslim alır.

Bundan sonrasını Cebrail (a.s.) şöyle anlatıyor:

Gerçekten biz o ıssız adaya iniş ve çıkışlarımızda gerçek Allah bağlısı mümini hep secdeye kapanmış Allah’ı zikrederken gördük. Kıyamet kopup bütün insanlar dirilerek mahşer toplantısına getirildiklerinde onu yine İlâhî sırlara dalmış ibadet eder bulacağız. Herkes bir bir Allah’ın huzuruna çıkarak hesaba çekilirken o da gelecek.

Yüce Allah (c.c.) ona şöyle seslenecek:

– Ey âbid kulum, seni yaygın rahmetim sayesinde Cennete sokuyorum, buyur gir.

Abid ise şöyle cevap verecek:

– Hayır ey Rabbim! Amelim sayesinde Cennete girmeye hak kazandım.

Allah:

– Ey melekler, kulumun işlediği ibadet ve amellerle kendisine ihsan ettiğim nimetleri bir bir karşılaştırın.

Abidin amelleriyle Allah’ın kendisine verdiği nimetler karşılaştırılarak ölçü ve tartıya vurulacak. Bir tek gözü beşyüz yıl ibadetlerden ağır basacak. Geri kalan diğer nimetlere karşılık ibadet düşmeyecek.

Ardından Allah:

– Bu kulumu Cehenneme atın, diye emredecek.

Abid:

– Ey Rabbim, yanılmışım, bağışla. Yaygın rahmetin sayesinde Cennete girebilirim elbette, diye haykıracak.

Allah:

-Onu buraya getiriniz.

Abid, Allah’ın huzuruna varacak duracak.

Allah:

– Ey kulum, söyle bakalım. Seni yoktan kim var etti?

Abid:

– Sen, ey Rabbim!

Allah:

-Bu var etme olayı senin amelinle mi, yoksa benim geniş ve yaygın rahmetimle mi meydana geldi?

Abid:

– Şüphesiz ki senin rahmetinle.

Allah:

– Beşyüz yıl gibi uzun bir süre sana ibâdet etme gücünü veren kim? Issız adada seni tatlı suyla, her gün narla besleyen kim? Ve yine secde ederken ruhunu teslim alan kim?

Abid:

– Şensin ey Rabbim!

Allah:

– İşte bütün bunlar benim geniş ve yaygın rahmetim sayesinde meydana gelmiştir. Bunları kabul ettikten sonra mesele kalmadı. Şimdi doğru Cennete.

Yüce Allah (c.c.) cümlemizi rahmetini bel bağlayarak ibadetini eksiksiz yapan kullarından eylesin, âmin.

– Müşkat-

Peygamberimiz diyor ki:

Önünüzde aşılması güç dar geçitler vardır. Bu geçitleri günah yığınları altında ezilen insanlar ve cinler binbir güçlükle aşarlar.

Aşılması güç geçitler ölüm sonrası kabir sıkıntıları, mahşer toplantısında Allah’ın huzurunda hesap verme korkuları, Sırat Köprüsünü geçme güçlükleri, iyi kötü tüm amellerin tartıya vurularak hangi tarafın ağır basacağı endişeleridir.

Ölüm ve sonrasında gerçekten bir bir bu güç geçitleri aşması gerektiğini tam manasıyla idrak eden kişi, Allah’ın emir ve yasaklarına harfi harfine uyar, geçici ve aldatıcı dünyalık nimetlere gönül kaptırmayarak, günah yükünü hafifletir. Çünkü geçici ve aldatıcı dünyalık nimetlere fazlaca gönül vermeyip de yaşatacak kadar mal ve servet edinmek sahibi hakkında katıksız fayda, aynı zamanda kişinin yüksek derece ve sayısız mükâfatlara erişmesine vesiledir.

Şu hadisi görmüyor musunuz? Bakın sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ne buyuruyor:

Enes (Allah ondan razı olsun) anlatıyor: Fakir ve yoksul sahabiler bir gün Peygamber’e bir elçi gönderdiler. Elçi, Ey Allah’ın Rasûlü! Ben fakirlerin elçisiyim, beni sana gönderdiler” dedi. Ardından Peygamber (s.a.v.) de, “Merhaba, hoş geldin safalar getirdin. Allah’ın en sevdiği bir topluluğun yanından geliyorsun, derdiniz nedir?” diye karşılayınca elçi, “Ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. “Fakirler, zenginlerin her türlü hayrı işleme imkânlarına sahip olduklarından yakınıyorlar.

Zenginler hacca gidiyor, biz gidemiyoruz; onlar zekât ve sadaka veriyor, biz veremiyoruz; kölelerini azad ediyorlar, biz edemiyoruz, hastalananların hemen ziyaretlerine koşuyorlar, biz koşamıyoruz diyorlar. Bunlara ne dersiniz?”Hz. Peygamber (s.a.v.) de şu cevabı verdi:

“Fakirlere şunu bildir ki, şüphesiz, sizden her türlü sıkıntılara göğüs gerip katlanan ve fakirliğin derecesini de takdir edenler, zenginlerin asla sahip olamadığı şu üç meziyete sahiptirler:

Fakirler öbür dünyada Cennete girdiklerinde kırmızı yakuttan köşklere kurulacaklardır. Nasıl ki dünyaya gönül verenler hayranlıkla yıldızları seyrediyorlarsa, Cennetlikler de bu köşkleri gıpta ile seyredeceklerdir. Bu köşklere peygamberlerin, şehitlerin ve güçlüklere katlanan fakir müminlerin dışında kimse giremeyecektir.

Sabreden fakirler, zenginlerden yarım gün önce Cennete gireceklerdir. Yarım gün dünyadaki zamanla karşılaştırılacak olursa, tam beşyüz yıl demektir. Davut’un oğlu Süleyman Peygamber zengin ve varlıklı olduğu için, diğer peygamberlerden tam kırk yıl sonra Cennete girecektir.

Fakir, “Sübhanellah vel hamdülillah ve lâillâhe illahü vallahü ekber (Allah bütün noksanlıklardan uzak ve münezzehtir. Hamd yalnız O’na mahsustur. Allah’tan başka ilâh yoktur. O, uludur)” dediğinde kazandığı sevabı zengin on bir liralık hayır yapsa da kazanamaz. Fakirin diğer bütün iyi amellerinin mükâfatları da böyle kat kat sevaplandırılır.

Bundan sonra elçi ayrılır ve fakirlere giderek sevgili Peygamberimizin bu müjdesini verir. Onlar da, “Ey Rabbim, fakirliğimizden hoşnuduz” diyerek Allah’a şükrederler.

– Tenbihül Gafilin –

Peygamberimiz diyor ki:
Ey insanlar günahlarınızdan af dileyerek Allah’a yöneliniz. (Tövbe ediniz). Çünkü ben (günahsız olduğum halde) her gün yüz defa Allah’a yönelirim (tövbe ederim).

Bu hadisinde sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ümmetini tövbeye teşvik etmektedir. Çünkü şanı yüce Peygamber (s.a.v.) bütün günahlardan arınmış olmasına rağmen günde yüz defa tövbe ederse, ard arda ve üst üste işlediği günahlarla amel defterini baştan aşağıya kirleten günahkâr bir mümin gece gündüz durmadan nasıl tövbe etmesin?

İşte o yüzdendir ki günah işlemekte ayak direten bir kimsenin imanı eksiktir, tam değildir. Çünkü olgun ve tam bir imana sahip olmak için günah işlememek gerekir. Günah işlememek ise nefsin gelip geçici istekleri karşısında sabırlı ve dayanıklı olmakla mümkündür.

Sabır da ancak gönülde Allah korkusunu kökleştirmekle gerçekleşir. Bu ise günahların insanoğluna maddî ve manevî ne kadar çok yıkıcı zararlar verdiğinin bilgisine sahip olmayı gerektirir. Günahların insanoğluna verdiği büyük yıkıcı zararların bilgisine sahip olmak da Allah ve Rasûlü’nü yürekten tasdik etmekle mümkündür.

Günahlara sırt çevirmeyip de onları işlemekte ayak direten kişi Allah ve Rasûlü’nü yürekten tasdik ediyor sayılmaz. Böylesine kimselerin son nefeslerinde iman ile gidip gitmeyeceklerinden korkulur. Çünkü çoğu zaman günahlarını tövbe etmeden, günah işlemekte ısrar ederek ölenlerin imanı gider. Allah korusun, bu dünyadan acı bir akıbetle göçerler. Sonra da temelli olarak Cehennemi boylarlar.

İmanla gitseler bile öbür dünyada işleri Allah’a kalmıştır. Allah (c.c.) dilerse önce Cehennemine koyup işlediği günahlarının cezasını çektirdikten sonra oradan çıkararak cennetine koyar. Dilerse bağışlayıp hiç azab etmeden doğrudan doğruya cennetine koyar. Çünkü bizce bilinmez herhangi bir sebepten dolayı günahkâr kişinin de Allah’ın umumi affına girmesi imkânsız değildir. Bu durumu Allah’tan başka kimse bilemez.

-Mecalisi Rumi –

Bu dünyada en çok ve en çetin belâ ve musibetlere uğrayanlar Allah’a en yakın olan kimselerdir. Sevgili Peygamberimiz’in şu sözlerine kulak vermiyor musunuz? Baksana ne buyuruyor:

“Bu dünyada en çetin belâ ve musibetlere uğrayanlar önce peygamberler, ardından da sırasıyla âlimler, şehitler ve diğer Allah dostlarıdır.”

Yüce Allah buyuruyor ki:

And olsun ki bizi biraz korku, biraz açlık ve biraz da mallarınızı, nefislerinize ve ürünlerinizi eksikliğe uğratmak ile deneriz. Ey Muhammedi Sabredenlere (Cennetimi) müjdele.

Onlar bir belâ ve musibete uğradı mı, “Biz Allah’a aidiz, şüphesiz ki O’na yine O’nun huzura varacağız” derler. Rablerinin salât ve rahmeti onlaradır. Onlar hidayete erenlerin tâ kendisidir.

Bakara sûresi, âyet: 165, 157 –

Ey saadet yolunun yılmaz yolcusu! dünyaya gönül veren zenginleri gözünde büyütüp onlara benzemeye kalkıştın mı, bil ki Allah’ın rahmet ve mağfiretinden uzaklaşmış olursun. Onların sahip olduğu dünyalık mal ve servetlere sahip olayım derken dininden olmaktan sakın… Kendileri gibi mal ve servet sahibi olmayan herkes onların gözünde adam değildir.

– Bidayet-ül Hidaye (İmam-ı Gazali) –

Fakir ve yoksullar rahat bir hayat süremediklerinden birer yaşayan ölüdürler. Fakat yüce Allah (c.c.) gönüllerine kanaat duygusu yerleştirmekle onlara yaşama imkânı sağlamıştır. Kanaat vücudun rahatı, kalbin de selâmetidir.

Allah’ın kendisine bahşettiği rızka kanaat eden kimse, şüphesiz ki âhirette lekesiz kurtuluşa erişecektir. Allah’a güvenmek (Tevekkül etmek), O’nun verdikleriyle yetinmek ve Allah’tan başka kimseden bir şey beklememek ve de korkmamak demektir.

Hür bir insan, dünyanın geçici ve aldatıcı nimetlerini elde etme hırsına bir daldı mı artık maddenin boyunduruğu altına girmiş bir köledir. Ama kanaat sahibi olan bir kimse ise, gerçekten köle bile olsa hür bir insan demektir.

– Mecmua –

Yüce Allah buyuruyor ki:

Ey iman edenler! Alış-verişin, dosttan yardım beklemenin ve bir kimsenin diğer bir kimseden yardım ummasının mümkün olmadığı gün (ki bu ölüm veya kıyamettir) gelmeden önce size verdiğimiz malların bir kısmını (Allah yoluna) harcayınız. Kâfirler kendilerine zulmedenlerin tâ kendileridir.

– Bakara sûresi, âyet: 254 –

Gerçekten kâfirler kendilerine aşırı derecede zulmeden kimselerdir. Çünkü Allah’a tapacakları yerde putlara tapmaktadırlar. Allah’tan yardım isteyeceklerine kendilerine bile yardımı dokunamayan bir takım aciz varlıklardan yardım istemektedirler.