KELİME-İ TEVHİD’İN FAZİLETLERİ

KELİME-İ TEVHİD’İN FAZİLETLERİ

  • 12.04.2018 15:07:07
No icon

ZİKRİN EN FAZÎLETLİSİ

Nitekim Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Zikrin en faziletlisi «لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» (Lâ ilâhe İllâllah) tır.” (Tirmizî, Deavât 9/3383; İbn-i Mâce, Edeb, 55)

“Duânın hayırlısı istiğfar, ibâdetin hayırlısı da Kelime-i Tevhîd’dir.” (Ali el-Müttakî, I, 483/2112)

Bir gün Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Îmânınızı tâzeleyiniz!” buyurmuşlardı.

Ashâb-ı kirâm hazretleri:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü, îmânımızı nasıl tâzeleyelim?” diye sordular. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–«لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» (Lâ ilâhe İllâllah) sözünü çokça tekrarlayınız!” cevabını verdiler. (Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657)

Ebû Tâlib’in kızı Ümmü Hânî c, Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-’e mürâcaat ederek:

“–Yâ Rasûlâllah! Ben ihtiyarladım ve zayıfladım. Bana oturduğum yerde yapabileceğim bir ibâdet tavsiye edebilir misiniz?” diye sordu. Rasûlullah r de:

“–Yüz defa « سُبْحَانَ اللّٰهِ: Sübhânellâh»,[1] yüz defa « اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ : el-Hamdü lillâh»[2], yüz defa « لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ»: Lâ ilâhe illâllah» de!” buyurdular. (İbn-i Mâce, Edeb, 56; Ahmed, VI, 344)

PEYGAMBER EFENDİMİZİN “LA İLÂHE İLLALLAH” ZİKRİNİ YAPMASI

Zikirler içinde bilhassa Kelime-i Tevhîd’in toplu olarak söylenmesinin husûsî bir kıymeti vardır. Nitekim sahâbeden Şeddâd bin Evs t’ın rivâyet ettiği şu hadîs-i şerîfte bu husûsa işâret buyrulmuştur:

Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-, yanında bulunduğumuz bir sırada bize:

“–Aranızda yabancı biri var mı?” diye sordular. Burada “yabancı” sözüyle Ehl-i Kitâb’ı kasdetmişlerdi. Biz de:

“–Hayır, yoktur yâ Rasûlâllah!” dedik.

Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-, kapıların kapatılmasını emrederek şöyle buyurdular:

“–Ellerinizi kaldırın ve « لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» deyin!”

Ellerimizi bir müddet kaldırıp « لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» diyerek zikrettik. Akabinde Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- ellerini indirip şöyle duâ ettiler:

«–Allâh’ım Sana hamd olsun! Rabb’im, beni “bu cümle” ile gönderdin. Onu (söylemeyi ve gereğini yerine getirmeyi) bana emrettin. Buna karşılık bana Cennet’i vaad ettin. Sen vaadinden asla dönmezsin!»

Daha sonra Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- ashâbına şöyle buyurdular:

«–Müjdeler olsun size! Muhakkak ki Allah Teâlâ sizi bağışladı».” (Ahmed, IV, 124)

Diğer bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:

“«لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ», Allah katındaki yeri ve değeri pek büyük olan bir kelimedir. Kim tam bir ihlâs ve sadâkat içinde onu söylerse, Allah onu Cennet’e koyar. Kim de onu inanmadığı hâlde sadece diliyle söylerse, canı ve malı korunur; lâkin yarın Allâh’a kavuşunca, Allah onun hesâbını görür.” (Heysemî, I, 26)

ÎMAN NEDİR?

Îman, dil ile ikrâr, kalp ile tasdiktir. Dil ile ikrâr olduğu hâlde kalp ile tasdik olmaz, sadece zihinle tasdik seviyesinde kalıp davranışlara aksetmezse, hiçbir kıymeti kalmaz. Cenâb-ı Hak, mânevî bilgileri sadece zihninde taşıyan kişileri, kitap yüklü merkeplere benzetmektedir.[3]

Cenâb-ı Hak, dil ile ikrâr, kalp ile tasdikte bulunanların kalbî hayatlarının takvâ ile müzeyyen olduğunu bildirir. Fâtır Sûresi’nde şöyle buyrulur:

“Allah’tan, kulları içinde ancak ilim sahibi olanlar (lâyıkıyla) korkarlar.” (Fâtır, 28)

Hâsılı kelime-i tevhîd, kalbe yansıdığı nisbette fayda verir. Nitekim âhirette Peygamber Efendimiz’in şefâati sayesinde en fazla mes’ûd olacak kimseler, büyük bir ihlâsla kalplerinden “لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ: Lâ ilâhe illâllah” diyenlerdir. (Buhârî, İlim, 33; Rikâk, 51)

ÎMANIN EN ÜSTÜN DERECESİ

Ancak sadece kelime-i tevhîd ile yetinmek, tam bir kurtuluş için kâfî değildir. İslâm’a girdikten sonra îfâ edilmesi gereken bâzı mükellefiyetler de vardır. Bunlar da kısaca, Allâh’ın emirlerine tâbî olmak ve yasaklarından sakınmaktır. Rasûlullah r bunların bir kısmına şöyle işaret buyurmuşlardır:

“Îman, yetmiş veya altmış küsur şûbeden ibarettir. Bunların en üstünü «لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» demek, en aşağısı da insana zarar veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Hayâ, yani utanma duygusuna sahip olmak da îmandan bir şûbedir.” (Müslim, Îmân 58. Ayrıca bkz. Buhârî, Îmân, 3; Ebû Dâvûd, Sünnet, 14)

Nitekim ashâb-ı kirâm da lâfızda kalmayıp, tevhîd istikâmetindeki amel-i sâlihlerini muhabbetle ortaya koymuşlardır.

Tâbiînden Vehb bin Münebbih Hazretleri’ne:

“–«لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ», Cennet’in anahtarı değil mi?” diye sorulduğunda:

“–Evet, öyledir, fakat her anahtarın mutlakâ dişleri vardır. Dişleri olan anahtarı getirirsen kapı sana açılır, yoksa açılmaz.” cevabını vermiştir. (Buhârî, Cenâiz, 1. Krş. Tirmizî, Îmân, 17/2638)

KELİME-İ TEVHİD’İN ETKİLİ OLABİLMESİ İÇİN…

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’ne:

“–«Lâ ilâhe illâllah» sözü Cennet’in anahtarıdır.” denilmişti. Hazret şöyle buyurdu:

“–Doğru. Fakat şu bir gerçektir ki dişleri olmayan anahtar kapıyı açmaz. Kelime-i tevhîd anahtarının dişleri ise şunlardır:

Yalan, gıybet gibi kötü sözlerden arınmış bir dil,

Hîle ve hıyânetten arınmış bir kalp,

Haram ve şüpheli şeylerden temizlenmiş bir mide,

(Gurur, kibir, gösteriş gibi) nefsânî arzulardan ve bid’atlerden arındırılmış amel-i sâlihler.”[4] 

Dipnotlar: [1]Sübhânellâh: Cenâb-ı Hakk’ı bütün noksan sıfatlardan tenzîh ederim. [2]el-Hamdü lillâh: Bütün hamdler, medihler ve övgüler Allah Teâlâ’ya mahsustur. [3]Bkz. el-Cuma, 5. [4]Abdülmecîd el-Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyye, Dımeşk 1996, s. 320.